3.gün 17.09.2009

 Girit:

Gece çok salladı, herkes tedirgin olmuş, rehberimizse Girit rotasının hep böyle olduğunu söyledi. Döndükten sonra Taner’den de aynı şeyi duyduk, onlar da 2000 yılında yaptıkları ada gezisinde Girit yolunda çok sallanmışlar ve yemek dahi yiyememişler.

Girit Yunanistan’ın en büyük Akdeniz’in ise beşinci büyük adası ve yaklaşık 600.000 kişi yaşıyor. Giritliler kendilerini Yunan saymıyorlar, hatta Ortodoks kiliseleri Atina’ya değil Fener Rum Patrikhanesine bağlı. Venedik Cumhuriyeti’nin 1204 yılından beri ada üzerinde ki hakimiyeti 1645 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından bitirilmiş. Osmanlı hakimiyeti de 1908’e kadar devam etmiş.

Girit’te çok kalmayacağız, bu sebeple kahvaltı sonrası 7:30 da yürüyüşe başladık bile. Geldiğimiz şehir Heraklion veya bizim dilimizde Kandiye. Limanın sabah görüntüsü

Önce Venedik tersanesini sonra da 25 Ağustos caddesi boyunca ilerleyerek Agios Titos kilisesini,

biraz ilerde Venedik locasını

ve Venedik çeşmesini görüyoruz.

Bizim Mısır Çarşısına benzeyen bir sokağa giriyoruz.

Nihayet Venedik çeşmesinin önünde bulunan Kirkor’un kafesinde Türk Kahvesi içiyor, Bougatsa yiyoruz

Bougatsa peynirlisi ve vanilyalısı olan, bizim laz böreğine benzeyen bir tatlı. İkisini de tadıyoruz ama vanilyalıyı daha fazla beğeniyoruz. Saat 10:00 gibi gemiye dönüyoruz, 10:30 da gemi Santorini’ye hareket ediyor.

 
Santorini

Santorini’ye varışımız 16:30’u bulacak, çocuklar havuza girmek istiyor. Biz de havuz kenarında yemek yiyor, sohbet ediyoruz. Çocuklar sadece havuza değil jakuziye de giriyorlar.

 

geminin keyfini sonuna kadar çıkarıyorlar.

Nihayet tüm ihtişamıyla Santorini görünüyor.

Volkanik ada olduğundan dolayı gemilerin yanaşmasına müsait değilmiş,botlarla geçiyoruz karaya.

Önce ada turu satın alanlar çıkıyorlar, sonra da biz tur satın almayanlar. Geminin yanaştığı liman Thira’da (Fira okunuyor), buradan yerleşim yerine çıkış için ya 586 merdiveni yürümeyi, ya bu merdivenleri eşekle veya katırla çıkmayı ya da teleferiğe binmeyi seçebilirsiniz. Biz teleferiği seçtik 4 euro, 6 yaşından küçükler ücretsiz, daha büyük çocuklar 2 euro. Muhteşem bir manzara karşılıyor bizi.

 


 Thira’yı dolaşıp bol bol fotoğraf çekiyoruz.

 

 

Sonra acaba ada turunda sözü edilen İa (Oia da deniyor)’ya gidemez miyiz acaba diye düşünüp bir Tourist İnformation bürosuna soruyoruz. Merkezde taksi veya otobüs seçenekleri olduğunu öğreniyoruz. Onbeş dakika sonra kalkacak otobüsü bekliyor ve biniyoruz. Yaklaşık 25 dakika sonra İa’dayız. Adanın haritası böyle, gemimizin yanaştığı yer Thira, otobüsle gittiğimiz yer ise İa.

İyi ki gelmişiz, muhteşem bir yer. Durmadan fotoğraf çekiyoruz.

 


 

 

 Bu arada gemide tur satın almış kişiler bizi İa’da görünce şaşırıyorlar ve nasıl geldiğimizi soruyorlar. Otobüsle geldiğimizi söylüyoruz. Turun maliyeti kişi başı 53 euro, biz ise (teleferik 4, otobüs gidiş dönüş 2,80 euro olmak üzere) toplam 6,80 euro ödüyoruz. Aynı şekilde otobüsle geri dönüyoruz. Bu kez Thira’da gün batımını izleyeceğiz. Çok çok güzel bir manzara. 

 

 Artık dönüş saati geldi diyerek teleferiğe doğru gidiyoruz ki 100metreden fazla bir kuyruk olduğunu görüyoruz. Saat 19:45 ve gemiye son bot 20:15 de. Teleferik kuyruğunun yarım saatte bitmesi mümkün değil. Yürümeye (aslında koşmaya) karar veriyoruz. Eşeklerin inip çıktığı yoldan, o çok dik yamaçtan 586 merdiveni koşarcasına iniyoruz. Ayaklarımızda derman kalmıyor ama asıl derdimiz yorgunluk değil, yukarı çıkan aşağı inen sağda solda duran eşekler ve ne yazık ki onların pisliklerinin dayanılmaz kokusu. Doğrusu gelenek uğruna bu hayvanların bu şekilde eziyet çekmelerine, muhteşem bir adanın da böylesi bir kokuya mahkûm edilmesine şaşırıyoruz. Zamanımız gittikçe azalıyor ancak son botun kalkmasına 5 dakika kala yetişiyoruz. Ama hepimizin de dizleri titriyor yorgunluktan. Gemiye binip akşam yemeğini yiyoruz ama yorgunluktan da bitmiş vaziyetteyiz. Çok erken yatıyoruz, sabah 6:00 da kalkacağız zira Atina turuna katılacağız.

4.gün 18.09.2009

Pire-Atina

Saat 6:15 de kalktık, 6:30 kahvaltıya gittik. Gemi 7:00 de Pire limanına girdi.

Liman çok büyük, adeta bir otopark gibi diklemesine iskeleler mevcut ve onlarca gemi aynı anda yanaşabiliyor ve yolcu yük indirebiliyor. Yılda 19 milyon yolcu ile dünyanın en büyük 3.limanı, yük trafiğinde de dünyadaki 45. doğu Akdeniz’deki en büyük limanmış. Gemiden indiğimizde havaalanlarındaki gibi bir shutle otobüs karşıladı bizi. Bindik ve terminale geldik. Bir havaalanı terminalinden hiç farkı yok. Shutle’dan inip tur otobüsümüze bindik. Atina yolu üzerinde iki tane limandan geçtik, birincisi Paşa limanı, bugün ki adı ise Zea Limani, Osmanlı döneminde savaş gemilerinin bağlı olduğu limanmış. İkincisi ise Türk limanı, yeni ismiyle Mikro Limani, ticaret gemilerinin limanıymış. Bir süre sonra Atina’ya giriyoruz, ancak bu iki şehir birbiriyle birleşmiş durumda, kesin bir ayrım yok. Atina büyük ve kalabalık bir şehir (nüfusu 4-4,5 milyon). Önce 1896 daki ilk modern olimpiyatların yapıldığı Olimpiyat Stadı’nda durup fotoğraf çektik. Yolumuza devam ettik, önce Akademi’nin   önünden geçtik. Akademi’nin önünde iki yüksek sütun üzerinde iki heykel göze çarpıyor, soldaki Platon sağdaki ise Sokrates. Akademi’nin yanında üniversite var. Bir başka caddeye geçiyoruz, bu kez Parlamento’ya geliyoruz.

Parlamento’nun önündeki askerlerle fotoğraf çekiyoruz. Yanlışlık olmasın, soldaki asker, sağdaki Nil...

 Bu da Pelin

Parlamento’nun karşısında Grande Bretagne oteli var. İkinci dünya savaşında Alman birliklerinin karargahı olmuş.

Nihayet Akropolis’e doğru hareket ediyoruz. Aslında turda sadece eteklerinden fotoğraf çekme vardı ama biz ısrarla girmek istediğimizi söyleyince 45 dakikalık bir ekstra zaman alıyoruz. 12 euroluk biletlerimizi alıp giriyoruz. Akropolis aslında şehrin en yüksek tepesine kurulmasına rağmen Atina Akropolis’i ikinci yüksek tepeye kurulmuş.
Akropolis’deki Athena’nın tapınağı Parthenon (MÖ 5yy), Yunan Mimarisinin en büyük eseri olarak kabul ediliyor.

Antik Yunan’ın ve Atina demokrasisinin de sembolü. Dor üslubuyla inşa edilmiş. Ne yazık ki içindeki heykeller İngiltere’ye kaçırılmış ve halen geri alınması için çabalanmaktaymış (bir yerlerden tanıdık geliyor mu ?)

 


 

 Erekhtheion ise Athena adına yapılmış İon üslubunda tapınak.

 

 


Akropolden Atina’yı seyreden Nil.
 

Akropolis gezisini noktalıyor ve gemiye dönüyoruz. Gemi 10:30 da Mikonos’a hareket ediyor, biz de havuza giriyoruz.

 
Mikonos:

Saat 17:00 de Mikonos’a varıyoruz.

Rehberimiz merkezde mağazaların bulunduğu bir sokaktan götürüyor bizleri, çok etkileyici. Beyaz badanalı evler, araları beyaz boyalarla çizilmiş taş sokaklar ve gerçekten güzel ve kaliteli mağazalar.

 

Sonunda yel değirmenlerinin olduğu uca geliyoruz. Yel değirmeni bu adanın sembollerinden biri zira adada rüzgar hiç eksik olmuyor. 
 

Buradan tek sıra halinde yürüyerek Küçük Venedik denen bölgeyi geçiyoruz.
 

 ve  Paraportianni kilisesine geliyoruz. Burası beş farklı kilisenin birleşmesi ile oluşmuş bir kilise. 

 Mikonos adasının bu kadar meşhur olmasının hikayesi ilginç. Tam karşısında bulunan Delos adasının Apollon’un doğduğu ada olduğuna inanılıyor. Bu sebeple tanrılara ait bir ada olduğu için Delos’ta insanların yaşamalarına ve ölmelerine izin verilmiyor. Delos’a ulaşmak içinse en uygun yol hemen karşısındaki Mikonos. İnsanlar Delos’u görmek için Mikonos’a gidip geldikçe Mikonos popüler olmaya, oteller, restoranlar ve barlar açılmaya başlıyor ve nihayet Avrupa sosyetesinin uğrak yeri haline geliyor. Delos adası 

 adanın bir de Petros isimli pelikanı meşhur.

 
güneşte kurutulan ahtapotlar

 Hanımlar ve çocukları gemiye gönderip Cem’le birlikte özellikle ara sokaklarına girdik, çok muhteşemdi. Daracık, tertemiz, bembeyaz ve türlü güzelliklerle bezenmiş sokaklar. 

 

 

 

 bu ara sokaklarda heykeller, tablolar ve biblolar satılan türlü türlü dükkanlar.
 

 
Saat 21:00 gibi gemiye döndük ve akşam yemeğini yedik. Çocukların gözünden uyku akıyor. Bu gece gemideki son gecemiz.
 

5.gün  19.09.2009

 

Sabah 7:30 da kalkıyor 8:00 de kahvaltımızı yapıyoruz. 8:30 da gemiyi terk edeceğiz. Pasaportlarımızı resepsiyondan alıyoruz ve Kuşadası limanından ülkeye girişimizi yapıyoruz. Bugün Ajda’nın doğum günü, limanda ‘iyi ki doğdun Ajdaaaa’ diye koro yapıyoruz hepimiz.  Dönüş yolunda önce Şirince’ye uğruyoruz, Cem’ler görmediği için. Birer kahve içip Çanakkale üzerinden dönmeye karar veriyoruz. Mehmet Yaşin’in ‘yol üstü lezzet durakları’ kitabından kendimize en uygun yemek mola yeri olarak Edremit Cumhuriyet Lokantası’nı seçiyoruz. Daha önce de burada yediğimizden yerini kolayca buluyoruz. Yemeklerimizi söylüyoruz. Bu ne lezzettir böyle!!

 

 
Abartıyoruz yemeği, sonra da gözümüz Çanakkale’den gitmeyi yemiyor, dönüyoruz tekrar Bursa yönüne. Topçular’dan feribotla karşıya geçiyor ve gezimizi sonlandırıyoruz.

 

Erkan Ağırbaş

 

13-19/09/2009