gezi öyküleri

Kasım 2010 Alp turu 2. Bölüm:                                                                                       

4. Gün: St. Peter-Luzern-St.Gotthard-Como: 385 km 

Sabah kahvaltı sonrası St. Peter’deki hotelden ayrılıyoruz, hafif yağmur var, Freiburg içinden geçerken trafiğe yakalanıyoruz sonrasında otobana bağlanıp Luzern yönüne doğru devam ediyoruz. Arkada oturanlar kemerleri bağlamış:

 

İsviçre sınırlarına girdikten sonra Basel üzerinden Luzern’e ulaşıyoruz öğlen saatlerinde. Karıncalar burada her yerde:

 

 Merkezde bir tur attıktan sonra arabaları otoparka koyuyoruz ve şehrin kalbi eski köprüye doğru yürüyoruz. Hava oldukça soğuk, yağış vardı ama arabadan indikten sonra kesildi gibi, işte Luzern’in simgesi sayılan Kapellbrücke (Chapell Köprüsü) ve hemen solunda Wasserturm (Su Kulesi):

 

 Reuss nehri üzerindeki 204 metrelik bu ahşap köprü 1333 yılında yapılmış, 1993 yılında yangında zarar görmüş 8 ay içinde tekrar yapılmıştır. Köprünün bitişiğindeki Su Kulesi de 19. yy da yapılmış ve hapishane, kütüphane ve hazine binası olarak kullanılmış. Köprünün içinden bir toplu foto:

 

 Luzern Gölü dört ayrı kantona sınır oluşturduğu için “Dört Kanton Gölü” de deniyor, etrafı dağlarla çevrili ve çok güzel bir göl. Gölün müdavimlerinden bazıları:

 

 


Bu güzel şehir ve köprüden son bir fotoğraf:

 Öğlen yemeğimizi Luzern’de yiyip gezi formatı zip olduğundan yola koyuluyoruz, önümüzde Alp geçişi var. Otobana çıkıyoruz, 5-10 dakika gidip biraz yükselince kar başladı, benzincide görüntü:

Biz “pass” ları kapalı görünce Como’ya geçemeyeceğimizi düşünmeye başladık, marketteki ablaya sorunca “evet passlar kapalı” dedi o da, “Gotthard tünelden geçmeniz lazım” diye de ilave etti neyse ki. Meğer fotoda da ismi görülen St. Gotthard Tüneli sürekli açıkmış ve geçiş bu tünelden sağlanıyormuş. Oraya epeyi yolumuz var daha. Yükseldikçe hava sertleşmeye kar artmaya başladı:

 

 St. Gotthard Tüneli 17 km ile dünyanın en uzun karayolu tünellerinden birisi (İnternet araması yapıldığında maalesef bilgi karışıklıkları var, St. Gotthard Norveç ve Çin’deki tünellerden sonra sanıyorum 3. en uzun karayolu tineli.)

 

 
İsviçre İtalya geçişini bu tünelle yapıyoruz, tünele girmeden önce -5 olan ısı tünele girince artmaya başlıyor ve bir ara tüneliçi dışarıdaki ısı 20 lere çıkıyor! Tünelin dışına çıkınca dünya bambaşka görünüyor. Alplerin güney tarafında ne kar var ne de ısı – değerlerde. Şimdi +4-5 dereceler gözüküyor dışarıda:

 

Yol nefis, görüntü harika, yağmur yok, sular fışkırıyor:



St. Gotthard Bellinzona arasındaki bu bölümde yol çok keyif verdi, bol bol video çekimi yaptık biz de.
Keyfi arttırmak için bir kahve molası veriyoruz, durduğumuz yer de çok güzel bir yer. Hedef önce Lugano hemen arkasından Como Gölü. Moladan sonra bir miktar sürüş akabinde Lugano’ya yaklaşıyoruz, güneye alçalarak indikçe hava yumuşuyor, Lugano girişinde trafik var ama en azından bir girip görelim istiyoruz:

 

 Saat klasik olarak geç oldu, gölün çevresinde arabayla sıkışık trafikte hafif bir tur atmaya çalışıyoruz:

 

 İsviçre’nin İtalya sınırında bulunan Lugano güzel bir yerleşim, göl ve çevresi de çok güzel…
Artık hedefimiz Como, geleneksel olarak yoldayken hava karardı, Como gölü oldukça büyük bir göl, Como isimli yerleşim -bizim de rotamız dahilinde olan-  gölün güneybatı ucunda, otelimiz de burada, bir miktar aradıktan sonra gölün kıyısına çok yakın oteli buluyoruz, eşyaları atıp dışarı çıkıyoruz:

 

 
Como daha çok yazlık bir yerleşim, ara ara yağmur yağıyor, biraz dolaşıp karnımızı doyurup otele dönüyoruz. Ertesi gün programı biraz karışık, Baysallı ailesi bir tanıdık ziyareti için Brescia’ya uğrayacak, biz ise Venedik’e geçeceğiz. Dönüşte bir araya gelmek için en uygun nokta Trento görünüyor, biz gittiğimiz yolun bir bölümünü geri döneceğiz mecburen ama bu sayede dönüş yolu için Münih’e de yaklaşmış olacağız. 

Trento için otel rezervasyonumuzu 9,2 puanlı Lilla Otel’den yapıyoruz, bu kadar yüksek puan almasının sebebini öğrenmek için 24 saat beklememiz gerekecek…

 

  1. Gün: Como-Venedik-Trento: 540 km

 

 
Bugünkü programımız hem Como’yu gezmek hem Venedik’e gidip orayı dolaşmak ve bu arada 540 km de mesafe katetmek. Erken kalkıp Como’da bir kafede herkesin yaptığı gibi kruvasan + kahve şeklinde kahvaltımızı yapıyoruz.
Finikülerle Como’yu tepeden görmek üzere yürümeye başlıyoruz, bu arada yukarı çıkmışız biraz, güzel bir yolla aşağıya finikülere iniyoruz:

 

 

Finiküler çok kalabalık, halk vagonlara binmek için birbirini ezerek ilerliyor, biz de bir vagonu kapatıyoruz J (şakadır ciddiye almayınız):

 

 Tepeden Como Gölü ve finiküler:

 

 Yukarda biraz dolaşıp tekrar aşağıya iniyoruz, göl kenarından otel kenarındaki arabalara geöçiyoruz, hava açık ve güzel bugün. Son 2 Como footoğrafı:

 

 


 Como çok büyük bir göl ve etrafını dolaşmak için 2 tam gün ayırmak lazım, bizim hedefimiz başka. Alplerle akşama görüşmek üzere Como’da ayrılıyoruz. Hedefimiz Venedik. 

Milano yakınlarında olduğumuzdan ve İtalya’nın kuzeyindeki sanayi yoğunluğundan otoban çok kalabalık ve yol sıkıcı, büyük araç küçük araç ne ararsanız bolca var, bunun yanında trafik akıcı. Gezi başından beri ilk kez dümdüz ve monoton bir yolla doğuya doğru ilerliyoruz, yoğunluk azalmaya başlıyor. 330 km kadar sonra anakaraya bağlantı noktası meşhur köprüyü geçip Venedik’e geliyoruz. Arabalar için son durak Piazzale Roma, bir otopark bulup arabamızı parkediyoruz ve yürümeye başlıyoruz, bundan sonra ya yürüyerek ya su yoluyla hareket imkanı var. Biz önce yürüyelim yemek sonrası dönüşte su yolunu kullanalım diyoruz:

 

  Venedik çok etkileyici bir yer, daracık labirent sokakları, sudan oluşan sokakları birçok ufak adası, yapıları ve tarihi ile çok farklı:

 

 


 Bir lokantada pizza makarna şeklinde yemeğimizi yiyoruz ve yürüyüşe devam ediyoruz. Saat ilerliyor ama kentin sembolü Piazzetta di San Marco (San Marco Meydanı) görmeden de dönmek olmaz.
 İşte Büyük Kanal üzerindeki en eski köprü: Ponte Rialto (Ponte Köprüsü), fotoğrafçılar tursitler her tarafta, bugün çok sayıda Türk de görüyoruz etrafta:

 


Yürüyüşe devam:

 

 


Maalesef gondola vakit yok saat ilerledi, daha arabaya döneceğiz ve uzun bir yolumuz var. San Marco Meydanı’na geliyoruz:

 

 Burada biraz dolaşıp arabamızın olduğu Piazzale Roma’ya tekne ile dönüyoruz. Bu yoldan birkaç fotoğrafla Venedik’i bitirelim:

 


 Venedik’de otopark çok pahalı! Arabamızı alıp yola çıkıyoruz. Verona’ya kadar (yaklaşık 100 km) geldiğimiz yolu geri dönüyoruz hava kararırken. Sonra kuzeye doğru dönüyoruz ve solumuzda Garda Gölü yükselmeye başlıyoruz. Etraf orman ama karanlık, gündüz olsa nefis bir yol ama karanlıkta biraz ürkütücü. Arkadaşlarımız da bizim 1 saat kadar önümüzdelermiş. Saat 21.30 dağların arasından dolaşarak otelimize geliyoruz. Neyseki GPS var. Otel enfes, odalar çok güzel, personel güleryüzlü ve harika, otelin etrafı çok güzel, restorantında yemek yiyoruz, yemekler olağanüstü Booking.com kalanları Hotel Lilla’ya 9,2 ortalama sağlayacak puanı vermekte haklılarmış. Günü bitiriyoruz.

  

  1. Gün: Trento-Innsbruck-Münih: 350 km

 

 Güzel bir uyku sonrası kahvaltı ve bu güzel otelin çevresinde hep beraber bir yürüyüş turu yapıyoruz, bu yürüyüş sırasında doğadan fotoğraflar:

 

 


 


 

 Otelden ayrılıyoruz ve düşüyoruz yollara. Trento bölgesi kayak merkezlerinden, biz kuzeye Alplere doğru devam ediyoruz ve yükselmeye başlıyoruz, hava açık yol güzel:


 
Bir süre sonra Merano, Bolzano gibi tanıdık levhalar görmeye başlıyorum. 2010 Temmuzunda motosikletle geçtiğimiz Alp geçişlerinin arasından anayoldan gidiyoruz.

 

 İtalya’dan Avusturya’ya doğru kuzeye yükselerek devam ediyoruz, hava çok açık ve güzelleşti, kenarlarda kar var ama yollarda yok, bir süre anayoldan çıkıyoruz ve Innsbruck’a kadar yola paralel yan yollardan geçelim istiyoruz. İyi ki de öyle yapıyoruz, harika virajlı bir yol, doğa nefis, bir de motorlarımız olsa!

 

 
Brenner yerleşimi tam İtalya Avusturya sınırında, küçücük şirin bir yer, epeyi yüksekte, Brennerpass da (Brenner Geçidi) burada. Tam bu noktada bir outlet var, virajlı yoldan bunalan eşler ve çocuklar öncelikli koşturuyorlar. Çok uygun fiyatla iyi markaların ürünleri var, bir şeyler alıyoruz ve tekrar yola düşüyoruz. 

Şimdi hedef Innsbruck, Hauptstadt der Alpen. Güzel bir isim bulmuşlar, Alplerin başkenti. Etrafa bakınca gerçekten öyle, her tarafı dağ ve kayak merkezi. Şehre girince görüyoruz ki insanlar toplu taşıma ile günlük kayağa board yapmaya gidiyorlar, üstelik kasım ayında ve tüm Avrupa bu sene hava sıcak gidiyor derken. Innsbruck merkezde park yerine bırakıyoruz arabaları ve yürüyüşe geçiyoruz:

 

 
Wienerwald fena değildi, turluyoruz.

Frühstcück Fraksiyon:

 

 Irmak Kerem ikilisi de iyi anlaştı gezi boyunca:

 


Son bir Innsbruck fotoğrafı:

 


Güzel bir kent. Hava karadı tabii ki ve 160 km otoban yolumuz var Münih’e. Sorunsuz bir şekilde geliyoruz otelimize ve günü bitiriyoruz.

 

  1. Gün: Münih

 

Bugün son günümüz ve arkadaşlarımızla da ayrılma günümüz, onlar Münih’de bir gün daha kalıp Stuttgart’tan İstanbul’a dönecekler. Biz Münih’i kısa bir dolaşıp bugün akşamüstü dönüyoruz. Münih şehir merkezini dolaşıyoruz, alışveriş ve yemek derken öğleden sonra havaalanına doğru yola çıkıyoruz, havaalanına arabamızı teslim edip uçağımızın yolunu tutuyoruz. Son iki fotoğraf Münih’den:

 

 


Bu güzel gezide bize eşlik eden Baysallı ailesine teşekkürler…

 
Taner Üstün – Alpler Kasım 2010 – 2. Bölüm