Hazırlık:

En başta iş bölümü yaptık, teknik konulardan ve dolayısıyla ekipmandan Cem, rotalardan Taner ve ilk yardımdan ben sorumluydum. Uzun yol listesindeki herşeyi yanımıza aldık. İçinde bir kompresörün de bulunduğu alet edavatı Cem hazırladı. Ayrıca 12volt ile çalışan kaynak makinası da almak istedi, ben, asfalt kırma makinası ve spiral taşlama makinasını da almasını söyledim  Gülümse ... Meğer Cem'in bir bildiği varmış, gezi raporunda okuyacaksınız.

Taner rota üzerinde müthiş çalıştı, bölgeyi görmeden bunca bilgi sahibi olabilecek birini daha tanımıyorum. MS auto route'tan öyle detaylı haritalar almış ki, 300 metre sonra sola sapın, 700 metre sonra yol ayrımından düz gidin şeklinde adeta roadbook yapmış kendisine. Bizim için çok kolaylık oldu.

Bana da ilk yardım çantasını hazırlamak düştü. (Cem ve Taner bu görev dağılımının pek adaletli olmadığını söylediler) Çok gülüyorum .  Birkaç ay önce hazırlamış olduğum ilk yardım çantasının içindeki oksijenli su ve iyotlu solüsyon bütün çantaya dökülmüştü. Bunun üzerine ben de dökülebilecek olanları ayrı bir poşete sarıp top case'de dik olarak tuttum... buna rağmen döndüğümüzde yine  dökülmüştü, tavsiyem, ilk yardım çantasını hazır almak (mesela tuoratech). Ben bir daha öyle yapacağım.

Cem ve ben spidi tulumlarımızı giydik. Taner clover montunu ve scorpion pantolonunu giydi. Kasklarımızın içlerini geziden birkaç gün önce yıkadık, vizörlerini değiştirdik... Şu olayı anlatmadan geçmemem gerekli: Taner kaskının içini yıkamak için Cem'den nasıl söküleceğini anlatmasını istemişti telefonda. Cem vizörün sökülmesini anlatıyor Taner ise içini sökmeyi anlattığını sanıyor.... buyrun ;

cem: şimdi bak taner, öncelikle yanlardaki kapakların tırnaklarını yuvalarından çıkartman gerek
taner: tamam oldu, çok kolaymış
cem: tamam, şimdi diğerini de çıkar
taner: tamam olm, hepsi bir anda çıktı
cem: nasıl yaaa? çok ilginç, neyse, şimdi bir parça daha var, onu da sök...
taner: tamam cem hallettim, şimdi ben bunu çamaşır makinesine atabilirmiyim?
cem: neeee? ne diyorsun olm sen? vizörü niye çamaşır makinesine atıcaksın?
taner: ne vizörü?.........    Büyük gülümse  Büyük gülümse

Tanerin lastikleri TKC80 di. Cem ise birkaç ay önce conti escape taktırmıştı. Benim lastiklerim tourance'tı, son gün, lastiklerimi değiştirmeye karar verdim. Cuma günü TKC80lerimi taktırdım. bunun çok doğru bir karar olduğu sonra ortaya çıkacaktı.

Cem topcase almadı, Taner aldı ama Ordu'daki otelde kendisine gerekmeyen eşyalarla birlikte bırakmaya karar verdi... Benim topcase'im yol boyunca Taner'in rotalarını, sularımızı, bisküvilerimizi falan taşıdı, bu sebeple topcase'den ziyade 'kutsal kase' dedik kendisine.

Cem'de garmin etrex modeli GPS vardı. Bütün izleri kaydetti.

Artık yola çıkmaya hazırdık, sabah 5:00'te teker dönecek....




1.gün: Hani nerdeyse Iron butt sertifikası alacağız.....

Hedefimiz Ordu, yaklaşık 950 km... birçoklarınıza kolay gelebilir ama hiçbirimizin daha önce bu kadar uzun mesafe deneyimi olmadığını ve hemen ertesi gün yoğun bir programın bizi beklemekte olduğunu hatırlatmak isterim. Bunun için çoook yorulacağımızı biliyorduk.

Sabah 5:00'da Cem'in evinin otoparkında buluştuk. İlk durağımız Bolu dağında İsmail'in yeri. Sapanca civarlarında bir deuville'i geçiyoruz. İsmail'in yerine ulaştığımızda deuville de geliyor. Adının Murat olduğunu öğrendiğimiz arkadaşla kahvaltı yapıyoruz.





Yaklaşık 45 dakikalık bir moladan sonra yola devam. İkinci durak, Çerkes yakınlarında bir benzin istasyonu. Yarım saat kadar mola, meyve yeme ve yola devam. Öğle yemeği için merzifonda karar kılıyoruz. Karışık pide yiyoruz, doğrusu fena değil




Yola çıkmadan önce Taner, zincir yağı olmadığını, sanayiden almamız gerektiğini söylüyor.Ben 'zincir mi, yağ mı, o ne ki? diye soruyorum  Gülümse . Sanayiye gidiyoruz, her dükkan motosikletçi, Taner bir tanesine giriyor, zincir yağı soruyor, olmadığını, ama aynı işi görecek menteşe yağı bulunduğunu söylüyor usta :-)))... 


işte her derde deva menteşe yağımız


Tekrar yola devam, son molamız Ünye'de.


Akşam saat 21:00 gibi Ordu Belde otele giriyoruz. Hemen duş ve akabinde yemek için otelin restaurantında buluşuyoruz. Cem bize odasının anahtarını gösteriyor, tam karadeniz işi  Gülümse

Karnımız çok aç değil, mezeler ve biraz balık söylüyoruz. Karadeniz mezgiti geliyor, rakıyla pek güzel gidiyor :-)


Belim ağrıyor, biraz da sağ el bileğim. Sağ el bileğimdeki ağrı daha sonra yaşayacağım ciddi sıkıntıların habercisi gibi. Yorgunuz, çok geç olmadan yatıyoruz. 
İlk gün rotamız şöyle:




2.gün: Turist ömerler

Bugünki rotamızda Zigana geçiti, Sümela ve Uzungöl var. Turistik mekanları ziyaret edeceğiz. Sabah Cem ve Taner benden önce kalkmışlar, otelin resepsiyonundaki görevliye 'arkadaşın odasının telefonunu çaldırabilirmiyiz' diye sormuşlar. Görevli 'ne demek abi, direkt ararız bile, buyrun' demiş... Ordu'dan sonra gerçek karadeniz başlıyor galiba, bunları not alacağız  Büyük gülümse

9:00 gibi yola çıktık, hedefimiz sahil yolundan Trabzon. Fakat Tirebolu'dan geçerken Taner'in dikkatini Gümüşhane tabelası çekiyor. Duruyoruz, bir benzinciye giriyor Taner ve Temel'e (gerçekten Temel) soruyor: 'biz bu Gümüşhane yolundan Zigana'ya gidebilirmiyiz?'... 'heee, cidebilirsiniz, ha purdan girin, dooori cümüşhane, sonra ordan ziganaya dönün'... taner 'yok, biz ziganaya gitmek istiyoruz' deyince, 'ula o zaman ne işiniz var cümüşhanede, sola dönün ziganaya cidin' diyor... taner geldiğinde olayı anlatamıyordu gülmekten   Büyük gülümse  Büyük gülümse

Tirebolu-Doğankent-Kürtün-Torul yoluna girdik... çok da iyi yapmışız, harika bir yol, nefis virajlar. Çok memnun kaldığımız yollardan biriydi.




gümüşhane-trabzon yol ayrımına geliyoruz


sonra ver elini Zigana. Bu arada Zigana'ya çıkan yolun harika olduğunu söylemeliyim, nefis geniş virajlar var.



Bu 1700metrelik tünel, dağların kuzey ve güneyi arasındaki iklim farkını çok net bir şekilde anlatıyordu. Gümüşhane tarafı orta anadolu iklimi ve bitki örtüsüne sahipken, tüneli geçtiğimizde kendimizi inanılmaz bir yeşilliğin içinde bulduk


süperman de oradaydı


Hemen aşağıda hamsiköyde yemek ve sütlaç molası verdik. Alabalık, kuymak, salata, ve sonunda da sütlaç.


kuymak


Burada da şöyle bir dialog geçti... ben garsona 'eee, artık sütlaçlarımızı alsak mı' diye soruyorum... cevap 'iyi olur'..  :roll: .. gerçekten harika bir sütlaç; görüntüsüyle idare edin artık  Gülümse


ediyoruz, maçka ve sümela yolu..




manastır yolu çok güzel, bakımlı


manastırın dışarıdan görüntüsü çok çok etkileyici,



metrelik bir yolu yürüdük tulumlarımızla.Tulumlarımızın içinde cem ve bana teletubbie'ymişiz gibi baktı herkes Gülümse



işte bir teletubbie


bu arada manastırın hemen girişinde bir 1200ADV görüyoruz. Karadenizde motorcu dostlarla İlk karşılaşmamız volvarin'le oluyor. Artçısı ile birlikte Uzungöle gidiyorlarmış. Biz de orada kalacağımızı söyledik ve ayrıldık.

Yolumuz Trabzon, Sürmene, Of ve Çaykara üzerinden Uzungöl.


yollar çok güzel


Yine akşamın bir vaktinde uzungöle varıyoruz... ne kadar turistik (çok el değmiş anlamında) bir yer olsa da yine de etkileyici. Aygün otelde kalıyoruz, 6 yataklı bir bungalov veriyorlar bize... 200YTL ama size 150ye bırakacağız diyorlar... biraz da motorcu indirimi istiyoruz (ne demekse?:-)))...  otel çok güzel bir yerde, hemen arkasında şelale var... biz çok memnun kalıyoruz, nitekim biz yerleştikten biraz sonra volvarin ve artçısı geldiler ve bizim otelin onlarınkine kıyasla çok güzel olduğunu söylediler. gerçekten de çok memnun kaldık, gideceklere tavsiye ederim.

sonraki gün çektiğimiz uzungöl resimlerimiz;önce bungalovumuz

ve tam arkamızdaki şelale

 Uzungöl görüntüleri






Uzungöl de çok güzel bir akşam geçirdik. Otelin restaurantına gittik. Genç garsonumuzla aramızda şöyle bir diyalog geçti
erkan: ne alabiliriz?
garson: tavuk ızgara, köfte ızgara ve sac kavurma var
e: ortaya bi sac kavurma alalım... hmmmm, bir de acaba birimiz köfte birimiz tavuk mu alsak.... hepsinden tadarız
g: abi karışık ızgara da var
e: öyle miii? ne var karışığın içinde
g: köfte ve tavuk....   Büyük gülümse   Büyük gülümse  Büyük gülümse

garson dahil hepimiz en az 10 dakika güldük... gülmemiz bitince siparişleri verebildik.. biraz sonra bir kemençe ve bir klavye sanatçısı geldiler. normalde bu akşam program yapmıyoruz ama çalacağız dediler.  Kemençe çalanı izlemek harika bir deneyimdi. Abi bir yandan kemençe çalarken diğer yandan hoparlörlerin karşısına geçip ayar yapıyor ve bir yandan da garsonlarla muhabbet ediyordu... inanın aynen böyleydi... saygı duydum  Büyük gülümse
kemençe çalarken, otel müşterilerinden biri garsonlardan kendisine horonu öğretmesini istedi, iki garson bu abinin iki koluna girdiler, başladılar ritmi göstermeye... Ancak sonradan farkettik ki garsonlardan biri ritmi öğretmeye çalışırken, diğeri kendinden geçmiş, horona kaptırmış, coşmuş da coşmuş :-)))... çok seviyorlar kendi oyunlarını oynamayı...

ikinci gün rotamız şöyleydi;


Sabah zorlu bir yolculuk bizi bekliyor, yatıyoruz





3.gün: veeee başlıyoooor:

Hedefimiz yaylalardan geçiş yapıp ikizdere yoluna çıkmak ve güneye sapıp İspir'de öğlen yemeği yemek (saat 12:30, 13:00 gibi). Sonra Yusufeli yoluyla Artvine, zaman kalırsa Şavşat'a gitmek... Tabi ki bunun bir fantezi olduğunu yola çıkınca öğreneceğiz :-))).

Uzungölden yola koyulduk, otelinin önünde yola çıkmaya hazırlanan volvarine  rastladık.. yahu nereye gidiyorsunuz deyince, dağ yollarından İspir'e gideceğimizi söyledik.. yanlış tarafa gidiyorsunuz, Bayburt'a doğru gitmeniz gerekli dedi  Büyük gülümse ... biz ısrar ettik, siz bilirsiniz dedi ... neyse, yola koyulduk, hedefimiz Çayıroba köyü.





bal satan bir amcaya yolu sorduk.


İnanılmaz manzaralı yollardan  geçip çayırobaya ulaştık.









arkada uzungöl'ü görebiliyorsunuz di mi?  Büyük gülümse


çayırobadaki yüksekliğimiz



Çayıroba köyü çıkışında selden hayli bozulmuş bir yola denk geldik.






Karşıdan gelen bir aracın sürücüsü bizi durdurdu. 'Gideceğiniz yoldan geliyorum, sel yolu perişan etmiş, bu yolu aşabileceğinizi sanmıyorum, çok çok kötü bir yol, başka bir yol önerebilirim' dedi... kabul ettik, zar zor motorları döndürük ve tekrar aşağıya döndük





Balcı amcaya tekrar rastladık tabi, bize ne dese beğenirsiniz:'ben o yol kapanmıştır diye size söyleyecektim ama....'  Büyük gülümse
arpaözü köyüne doğru yöneldik,




hep çıkıyoruz


arpaözü yaylasına geldiğimizde bizi bir sürpriz bekliyordu.


Turgay Avcı ve yanında şu an ismini hatırlayamadığım (kusura bakmasın) bir arkadaş.  Büyük gülümse



o gece orada kamp yapmışlar ve biz gelmeden biraz önce de Şahin'le Kubilay'ı yolcu etmişler. 10 dakika kadar oyalandıktan sonra oradan ayrıldık ve tırmanmaya devam ettik. Ve 2640 metreye ulaştık. Manzarayı ne resimler ne de benim kelimelerim anlatabilir, yaşamak gerek :-))).




arpaözü yaylasının üstündeki düzlüğün yüksekliği


Bundan sonra inişe geçtik








İniş benim için çoook zordu, nedenini söylemeye utanıyorum ama Taner veya Cem (aslında her ikisi de) kesinlikle bu haberi uçuracakları için kendim söyliym en iyis  Büyük gülümse .. motoru aldığım 7 ay olmasına rağmen ABS'yi kapatmayı öğrenmedim ve o yolları ABSli indim  :oops: .. biliyorum, biliyorum, ne deseniz haklısınız... zaten sizden önce ben söyledim bunları kendime  :oops: ... eveeeet, o toprak yollardan ABSli inmek şöyle bişey oluyor: motor biraz hızlanıyor, frene basıyorsunuz, klasik zzzzzt, bbiiiip, pşşşşt gibi sesler çıkıyor, tak tak tak seslerini duyuyorsunuz ama motor durmuyor bir türlü  Büyük gülümse  eh buna bir de benim yükseklik korkumu ekleyince, bana sadece 'eşhedüenlaaa..:' demek düşüyordu... çok zor bir iniş oldu gerçekten. neyse, sonunda düzlüğe vardık, derenin kenarında durup serinleyelim dedik..






deregörüncedayanamayaninsan olan taner yine dayanamadı ve daldı suya...


sonra cem bizden şöyle bir poz istedi


biraz oyalandıktan sonra yola devam ettik ve bir alabalık lokantasında iki motor gördük... üçüncü karşılaşma; Kubilay ve Şahin...




Biraz sohbetten sonra, Şahin'e çaktırmadan ABS'nin nasıl kapatılacağını sormayı planlıyordum ama bir türlü aklıma bişey gelmiyordu... Derken Şahin sordu; 'ABSyi kapatıyorsun di mi?'...ben 'eeeeee, yok yaaa, ne gerek var, ben takır takır gidiyorum ABSyle..' deyip Şahin'in ayaklarına kapandım: ' şahin, allahınıseversen nasıl kapatılıyor ABS, gözünün yağını yiyim'  Büyük gülümse  Büyük gülümse ... anlattı ve dünyam değişti  Gülümse

sonra dereköyden ispir yoluna bağlandık. kötü bir yol, bol çukurlu... Ovit geçidine doğru ilerliyoruz






yüksekliğimiz






ovit geçidinden geçip ispire doğru yollanıyoruz. İklim ve bitki örtüsü karasal, yeşil az. İspire varıyoruz, hedefimizden biraz şaşmışız... 5 saat kadar!!!  :shock: ... bir lokantada yemek yiyip yusufeline doğru yola çıkıyoruz









ilk başlar güzel, ama sonra yol bir kabus halini alıyor... sadece tek arabanın geçebileceği yollar, virajlar, bir başka araçla karşılaştığında kesinlikle burun buruna kalacağın  duvar şeklinde sert dönüşler... sözün kısası, kötü bir yol...neyse, yusufeline vardık, ilk bakkala otel sorduk. şehir içinde güzel oteller var bir de biraz aşağıda barcelona oteli var ama biraz pahalıdır dedi... tamam, yerini söyle dedik, tarif etti, gittik.. sahibi , türkle evli olan bir ispanyolmuş. güzel ve temiz bir otel. Odayı 60YTL ye vermelerine rağmen, en pahalı yemeği orada yedik... sinirlendik ama yapacak bişey yok...

çok yorgunuz... sağ el bileğimdeki ağrı arttığı gibi, sol elim de olaya katıldı. Ayrıca baş ve işaret parmaklarım artık tutmuyor  Üzgün

üçüncü gün rotamız şöyleydi:





4.gün: Bu bir kabus mu?

Hedefimiz, Artvin, Şavşat Karagöl, Artvin, Borçka Karagöl, Macahel, Hopa, Ardeşen, Ayder... Suyundanmıdır nedir, fazla iyimseriz bugünlerde  Gülümse

Kaldığımız otel.




Otelden ayrılmadan önce bir görevli Barhal'a da gitmemizi söylüyor. Yolunu soruyoruz zira dün ki gibi bir yolda gitmek istemiyoruz bugün. Gayet güzel olduğunu söylüyor. Teyit etmek için Yusufeli'nde birkaç esnafa da soruyoruz. İspir yoluna hiç benzemediğini, güzel olduğunu söylüyorlar. Barhal'ı Turgay'dan da duyduk, gitmeye karar veriyoruz.
Yola çıktık, ilk 2-3 km İspir yolundan hiç farklı değil, ha bitti ha bitecek diye biraz daha gidiyoruz. Ama farkediyoruz ki İspir-yusufeli yolundan farklı değil.


Yol bir türlü düzelmiyor, nihayet 7-8 km sonra Cem duruyor, aramızda aynen şu konuşma geçiyor.
Cem: beyler...
Erkan: bana uyar
Taner: tamamdır, hadi dönüyoruz
hepimiz: bu yol iyidir diyenlerin...............  Büyük gülümse
geri dönüyoruz


Yeni hedefimiz Şavşat. Yusufeli-Artvin yolu çok güzel bir yol, Çoruh nehrinin kenarında yol alıyoruz.




Araçların da geçebildiği bir köprüde kısa bir mola.



Ardanuç yol ayrımına geldiğimizde girmeye karar veriyoruz. İlk olarak cehennem deresi vadisinde durduk. Afrikalı biraderler içeri girmeyi deniyorlar ama başaramıyorlar.



ardanuç yolu


Yola devam ediyoruz, belki Ardanuç kalesine çıkarız. Birilerinden Ardanuç kalesinden Cehennem Deresi kanyonunun görülebildiğini duymuştuk. Ne yazık ki buna da çok hevesli değiliz, motivasyonumuz çok iyi değil bugün.




Dönüyoruz, hedefimiz (bu kez gerçekten hedefimiz  Gülümse ) Şavşat.


Bu yol ayrımından Şavşat'a kadar olan yol, 4-5 kmlik stabilize (halen yapılıyor) dışında çok güzel. Gayet iyi bir tempoyla gidiyoruz. Fakat o da ne??? Yol üzerinde bir meyve tezgahına rastlıyoruz.




Dedim ya, bugün bizim yol alma günümüz değil, olsa olsa meyve yeme modundayız  Gülümse ... ama armut, erik, şeftali ve üzüm de yenilmeyecek gibi değildi. Yaklaşık 1 saat oyalanıyoruz burada. Yola devam, Şavşat'a gelmeden Veliköy yoluna sapıyoruz. Güzel bir köy yolu, harika manzaralar, güzel köylerden geçiyoruz.















Nihayet nefis bir göle ulaşıyoruz. Şavşat Karagöl (Şavşat'ı belirtmek gerek çünkü Borçka'da da bir Karagöl var)


hemen motorları parkediyoruz.



Göl kıyısında bir lokanta var, hemen gidip alabalık ve etlerimizi sipariş ediyoruz. Bu güzel manzara eşliğinde güzel alabalık ve pek de güzel olmayan etlerimizi yedik.


Karagölden birkaç resim. Bu arada gölün içi sazanla dolu ve avlanmak yasak.



erkan

cem

taner


Söylemiştim ya, çok iyimseriz bugünlerde, hedefimiz Ayder'di, saat 17:00 ve biz Şavşat Karagöl'deyiz  :shock: . Yeni hedefimizi Artvin olarak belirleyip yola çıkıyoruz. Şavşat yol ayrımından sonra, yeni yapılmış olan Artvin yoluna giriyoruz. Harika bir yol, belki de geçtiğimiz en güzel asfalt yollardan biri. Birkaç kilometre sonra vadide çok yoğun ve büyük bir çalışma sahası görülüyor. Cem taş ocağı olabileceğini söylüyor, koskoca kamyonlar adeta oyuncak gibi görünüyorlar bu devasa şantiyede.

meğer baraj inşaatıymış. Çoruh nehri boyunca yapılacak bir dizi barajdan biri. Bu barajlar bittikten sonra Yusufeli sular altında kalacakmış, bu sebeple biraz daha yüksekte yeniden inşa edilecekmiş.
Biraz daha ilerleyince, vadinin karşı yamacında Artvin şehri görünüyor.

Bu hemen yanımızdaymış gibi duran şehre ulaşabilmek için 10km daha yol aldık. Çok ilginç bir kent Artvin. Nehir yatağından dağın zirvesine kadar uzanan ve durmadan sert virajlar yaparak yükselen ana caddesinde ilerleyip şehre girdik. Yolda reklamını gördüğümüz Koru otele gittik. Otelin kendisi de manzarası da çok güzeldi, sevinçle resepsiyona gittik ve sevincimiz kursağımızda kaldı. Oda yoktu, son odayı volvarin almıştı  Üzgün
Başka otel aramak üzere merkeze doğru ilerledik, yağmur yağıyordu ve hava kararmıştı. Motorları parkettik, ben motorların yanında bekledim, Cem ve Taner otellere bakmaya gittiler. Döndüklerinde yüzleri asıktı, oteller Rus kadınlarla doluydu ve başka amaçla kullanılıyordu  Üzgün ... Doğrusu moralimiz bozulmuştu, şimdiye kadar otel konusunda hep şansımız yaver gitmişti... Bir esnaf, yeni açılmış bir otel olduğunu (Genya otel) ve kesinlikle Rus kadınları almadığını söyledi. Şansımızı denemeye karar verdik Cem ve Taner gidip hemen odaları tuttular. Saat 10:30 da otelin altındaki esnaf lokantasında yemek yedik (esnaf lokantalarının yemeklerini hep beğenirim, burada da kural değişmedi, üstelik çok ucuz paralara) sonra dooooru yatak.
bugünki rotamız şöyleydi:





5.gün: motorunun götürdüğü yere git...

Yüreğimiz Borçka, Karagöl, Macahel, Hopa, Ardeşen, Ayder diyor... Taner'in motoru ise Artvin sanayi sitesi....  Gülümse

sabah kahvaltımızı dün akşam yemek yediğimiz lokantada çorbayla yaptık. Sonra motorları bıraktığımız otoparktan aldık ve otelin önüne geldik. Yola çıkışımız tam bir curcuna. Otelin çevresindeki bütün esnaf (belki 15 kişi) motorların çevresinde. Bunların arasından bir konuşmayı size aktarmadan geçemem
A kişi, B kişiye benim motoru gösteriyor
-Bu alman malı mı?
-Yok, Arhavi imalatı....  Gülümse

Yola çıkıyoruz, dün akşam çıktığımız bol virajlı caddeden iniyoruz bu kez. Bir ara Taner'in arkamda olmadığını farkettim. Döndüğümüzde Taner'in motoru kenara çektiğini gördük. Yokuş aşağı inerken çok kötü sesler geldiğini söyledi, Cem denediğinde, hani pet şişeyi sıktığımızda çıkan hayli kötü sesler geldiğini farkettik. İlk gözümüze çarpan, yan çanta bağlantı demirinin kaynak yerinden koptuğuydu, ancak bunun bu sesi yapması pek ihtimal dahilinde değildi. Artvin sanayiye gidiyoruz. Motor satan bir usta bulduk. Öncelikle yan çanta demirlerini söküp kırığı kaynattırdık. Cem, alt muhafazanın sökülmesini istedi. Daha sökülür sökülmez, muhafazayı şaseye bağlayan kulakçığın da kaynak yerinden kırıldığını gördük. Onu da kaynattık. Usta, şöyle bir bakarken, motoru şaseye önden bağlayan yaklaşık 10-12cm'lik iki uzun vidanın bir tanesinin somununun çıktığını, diğerinin ise koptuğunu farketti. İşte bu ciddi bir sorun, mesela Arpaözü çıkışında böyle bir sorun yaşasak kesin yolda kalırdık. Taner son bakımda bunların kontrol edilmemiş olmasına kızıyor, Cem ise, bunca toprak geçişinde yaşadığımız vibrasyondan olabileceğini söylüyor.
Bu arada Cem kendi motorunun bağlantı demirinde çatlak tespit ediyor. Hemen sökülüp kaynatılıyor. İçi rahat etmedi, alt muhafazayı söktürdü. Aynı tanerinki gibi, kulakçık kopuk. Hemen ona da kaynak yaptırdık. Ben ise Cem'in yola çıkmadan önce neden 12 volt ile çalışan kaynak makinası almak istediğini şimdi daha iyi anlamış durumdayım  Çok gülüyorum






bu esnada ADV ne yapıyordu derseniz;


sanki sağ gözünü kısmış, mahçup bir ifadeyle olanları seyrediyordu gibi geldi bana  Gülümse


Ustamız bir de bize yemek ısmarlıyor;


saat 13:00 gibi yola çıkıyoruz. Hedefimiz önce Borçka, sonra Karagöl. Yağmur başlıyor, Karagöl yolu çok güzel.






Karagöl yol ayrımına geliyoruz

toprak yolda harika görüntüler var

çöl enduroları sudan geçiyorlar  Gülümse



Ve nihayet cennet bir güzellikle karşılaşıyoruz; Borçka Karagöl.




turistik resimler de çekiyoruz  Gülümse




Hafif sis gölün güzelliğini gizleyemiyor




Gölde bulunan tesiste, sac kavurma ve mıhlama yiyoruz. (Zaten bu gezide mıhlama manyağı olduk, taner İstanbula döndüğünde hızını alamamış, 4 gün üst üste mıhlama yemiş, ciddiyim  Gülümse )



Dönmek için hazırlanıyoruz, yağmur yağıyor.


















yol ayrımında Macahel'e gitmek için geç kaldığımıza karar verip, dönüşe geçtik. Hedefimiz Hopa, Ardeşen, Ayder.

Artvin-Hopa arasını yağmur altında geçtik. Yol çok güzel, her taraf yemyeşil. Yeşilin bu kadar yoğun olduğu başka bir yol görmediğimizi düşünüyorum. Ardeşen'de benzinciye giriyoruz, taner yol soruyor:
-Ayder yolu nereyedur?
-Ha purdan git, ikinci köprüden sola sap
-tabela yokmidur?
-vardır ha, nedecen tabelayı, sen pakma tabelaya falan, ikinci köprüden sola cir...  Gülümse

Ayder yoluna giriyoruz. Çamlıhemşin'e kadar yol çalışması var, yer yer bozuk ama ondan sonra harika bir yol. Mutad olduğu üzere, yine akşamın bir vakti Ayder'e varıyoruz (bu gezi boyunca şöyle mesela saat 18:00'de otele girip, rahatça banyo yapıp adam gibi saatinde yemek yediğimiz bir gün olmadı hiç, hep koşuşturma.....  Ağlarım ) İnanmazsanız bakın

Koru otelde yer buluyoruz, fena değil. Duştan hemen sonra yemeğe çıkıyoruz. Bugün içki günümüz olduğu için tabelasında bira reklamı olan lokantaya giriyoruz. Rakı, meze, köfte, balık, vesaire söylüyoruz. Bir de mıhlama.......  Gülümse .... ama ne mıhlama, oradaki gibisini hiç yemedik... inanın, rakının yanında bir tane daha söyledik... Büyük gülümse
Otelde içecek su olmayacağını tahmin eden Tanerle lokantacı arasında şöyle bir konuşma geçti
taner: eeeee, kapalı su var mı?
lokantacı: ne edeceksun kapalı suyi?  Gülümse

yatıyoruz, yarınki hedeflerimiz büyük...

bugünki rotamız şöyleydi:




6.gün: işte budur....

Bugün hedef yazmıycam, birinci ve ikinci gün dışında hiçbir hedefimiz tutturamadık  Üzgün ...
Sabah kahvaltısını otelde yiyoruz. Bu arada taner erken kalkmış birkaç Ayder görüntüsü almış. Bu yaylada otel dolu, hatta biz gittiğimizde yer bulmada sorun yaşadık, anlayacağınız, hayli turistik bir yer... ama yine de güzel.



sanki ilk defa yiyormuş gibi mıhlamaya dadanıyoruz

 
İlk durağımız Kavrun (Biz Kavron olarak biliyorduk ama tüm tabelalarda Kavrun yazılıydı, ayırca yerli halk da Kavrun  diyor)... Ayder'den yaklaşık 10km'lik bir yolumuz var.




bir süre sonra yol zorlaşıyor. İri taşlar, çamur...




ama sonunda benim bu gezide en beğendiğim yer olan Kavrun'a ulaşıyoruz





Cem hemen bir su geçişi yapmak istiyor. Taner onu görüntülüyor

tanerin resminde dikkat ettiyseniz paparazzi gibi duran biri var... işte onun çektiği de burada  Gülümse




yoğun sis olmasına rağmen ortamın güzelliği beni çok etkiledi.

Yayla

harika bir dere akıyor


Bir kafeterya var, hemen oraya girdik. Kavrun yaylası öyle sanıyorum ki trekking rotalarının kavşak noktasında yer alıyor. Bu kafeteryanın işletmecisi de bunu fırsat bilip çoook güzel şeyler yapmış. İşte kafeteryanın içi


hemen yanıbaşımızda bir soba yanıyordu. 7-8 kişilik israilli gençlerden oluşan bir trekking grubu vardı. Sobanın borularında çoraplarını, pantolonlarını, altında ayakkabılarını kurutuyorlardı. Ayrıca pansiyon da mevcutmuş. Doğrusu dün akşam buraya gelip kalamadığımız için (ama bilmiyorduk...) çok üzüldüm. Kavrunu çok sevdim çoook.
Yemek yedik, (bilin bakalım ne yedik? Gülümse )... resim çektik, egzotik WC'ye girdik  Gülümse



Hafif çiseleyen yağmurla birlikte dönüşe başladık.




Ayder'de hediyelik eşya molası


ve hedefimiz çamlıhenşin, zilkale.... Ayder-Çamlıhemşin yolu çok güzel










Çamlıhemşinden Zilkale, Çat yoluna dönüyoruz. Başlarda fena değil ama sonradan zorlaşıyor, bir de yağmur eklenince, zaman zaman çamurda yol almaya başlıyoruz.


















Zilkale




Zilkale'de bir superman







Zilkale'den Fırtına vadisinin görünümü çok etkileyiciydi. Ayrıca çok beğendiğim yollardan biriydi Zİlkale yolu. Kalede önce bir Türk turist kafilesine rastladık, bize raftingci olup olmadığımızı sordular (motorları görmemişlerdi  Gülümse )... dönüş yolunda ise israil'li bir kafileye rastladık, içlerinden biri (65 yaş) bir zamanlar motor kullanıyormuş, İstanbul'dan geldiğimizi duyunca hem şaşırdı hem de bizi tebrik etti, ayrıca çok da özendi  Büyük gülümse
Çat'a gitmemeye karar veriyoruz. Yorgunuz, bir daha böyle koşuşturmalı rota yapmayacağız, bu sebeple Çat'ı başka bahara bırakıyoruz. Hedefimiz Çamlıhemşin ve sonrasında Ordu.





Trabzonda bir benzincide mola veriyoruz. Benzin alanın otomobili yıkanıyor, biz de bu fırsattan istifade ediyoruz





Akçaabat'ta köfte molası vereceğiz, hava kararmaya yakın. Yol üzerinde Nihat usta'nın yerini görüyoruz.



abartıyoruz ve kesinlikle yiyemiyoruz, tabaklarda kalıyor... siz siz olun, eğer Nihat ustada köfte yerseniz sadece birer porsiyon söyleyin, başka da bişey yemeyin...  Büyük gülümse  (mısır ekmeği söylemeyi unutmayın ama)



akçaabat


yorgunuz, hava da karardı... daha 150 km yolumuz var... Cem'e bir otobüsün arkasına takılmasını söylüyoruz, doğrusu fena da gitmiyor... otobüsün arkasında yolun yarıdan fazlasını bitiriyoruz.. Ordu Belde otele vardığımızda 22:30 oluyor. Çok yorgunuz ama bir bira içemeyecek kadar
değil... Yarın bir hayli uzun ve yorucu bir yol bizi bekliyor ama benim belim ve ellerim hiç iyi değil. Özellikle sağ elim çok zorluyor.

Bugün ki rotamız şöyleydi




7.gün: ellerim, ellerimi istiyorum

Hedefimiz, Amasra... Otelden erken ayrılıp hem sabah serinliğinde biraz yol almak hem de kahvaltıyı ara molaya sıkıştırarak zaman kazanmak.
Motorun yağını kontrol ettiğimde biraz eksildiğini görüyorum. Yedek yağım da bitti, hemen hiçbir benzincide 10/50motor yağı bulamadım. Geldiğimizde akşam karanlığında geçtiğimiz yollar.




Neyse, yola çıktık, neredeyse hiç durmadan Samsun'a geldik. Sanayiye gidip motor yağını sorduk ama yok. Bu arada Cem'in loobman tıkanmış, onu açmak için uğraşıyor. Biz de taner'le ikimiz şehrin içindeki Honda bayine gitmeye karar verdik, Cem'le orada buluşacağız. Bayiye girdik, servislerinin 13 km ileride olduğunu söyledi. Kavşağa çıktık, ben Sinop yoluna doğru devam edip servise gidiyorum. Cem'le taner de 15 dakika sonra geldiler. Samsun Honda'nın sahibi Mehmet bey çok yardımcı oldular, bir hayli muhabbetten sonra bana motor yağı, taner'e de zincir yağını temin edip Bafra'ya doğru yola çıktık. Kahvaltı etmemiştik ve artık öğle yemeğiyle birleştirecektik. Bafra'nın içinde güzel bir pideciye girdik. pideler çok güzeldi  Gülümse



Yaklaşık 45 dakika moladan sonra yola devam.






Yol çok güzel ancak birden mıcırlı yola girdik. Motorlar için gerçekten tehlike bu mıcır. Biraz önce geçmiş olduğumuz bütün arabalara yol verdik, hız yapamıyoruz, ayrıca bu virajlı mıcırlı yollar benim tekrar kasılmama ve ellerimde ciddi ağrıya neden oldu. Boyabat yol ayrımına geldiğimizde afrikalı biraderleri durdurdum. Ellerimin çok kötü olduğunu, özellikle Cide yolundaki virajların şimdiden kabus haline geldiğini, devam etmelerini ama benim buradan ayrılmak istediğimi söyledim





Kabul etmediler ve hepimiz Kastamonu-Boyabat yoluna girdik. Amacımız Ilgaz dağ otelleri bölgesi. Harika bir yol





















Bir anda objektifime eşekler ve AT takılıyor. AT'ın sahibi bu resmi çekmemem için çaba gösterse de yakalayabiliyorum  Büyük gülümse





benzincide mola





ve nihayet Ilgaz Dağbaşı otele üstelik doğru düzgün bir saatte varıyoruz



Gidenler bilir, otel çok güzel. Akşam yemeklerimizi alıp rakımızı söylüyoruz. Afrikalı biraderlerin bir resmini çekiyorum



yemek sonrası biraz dışarı çıkıp hava alalım diyoruz. Termometre 10 dereceyi gösteriyor. Soğuk.....



sabah çok erken kalkmamayı planlıyoruz. Ertesi gün sadece yol aldığımız için yazacak bişeyimiz yok. Bu sebeple bir sonraki günü de buna ilave ediyorum.

Burası bir kayak oteli, biz de 3-4 yıl önce kayağa gelmiş tanerin referansıyla geldik. İşte pist de buymuş



sabah yürüyüşe çıkan tanerden bir resim



kahvaltı yapan ben



yola çıkmaya hazırız (mıyız acaba?)



Taner'in bu kez diğer yan çanta bağlantı demirinde kırık ortaya çıkıyor. Geçici çözümler deniyoruz; ve nihayet şöyle bişey yapıyor taner:



yola devam



Ilgaz'da İstanbul yoluna bağlanıp Çerkes-Bolu-İzmit-İstanbul ile gezimizi sona erdirdik.

Benim ellerim facia durumdaydı. İyi ki Amasra rotasından vazgeçmiştik yoksa ihtimal ben otobüse, motorum da kamyona binip gelirdik istanbul'a. Yorucu ama müthiş keyifli bir geziyi tamamlamanın sevinci ve gururu vardı... dile kolay, 3500km yol yaptık. Gerçi uzun bir zaman motor görmek istemiyorum ama olsun, yine de keyifliydi işte  Sevimli

7.gün rotamız şöyleydi:


8.gün rotamız da şöyle





Bana göre gezinin 'En' leri....

En güzel asfalt yol: geçtiğimiz tüm yollar harikaydı birkaç istisna dışında. En güzeli seçmek zor ama, yusufeli-artvin yolu ve tirebolu-torul-zigana yolunu söyleyebilirim.

En kötü asfalt yol: söylemeye bile gerek yok. İspir-yusufeli...

En güzel toprak yol: Uzungöl-arpaözü-dereköy yolu

En güzel otel: uzungöl aygün otel

En pahalı otel: Barcelona (yusufeli). Hem otel hem de yemeklere çok para ödedik

En büyük hatamız: bu kadar kısa sürede bu kadar çok yer görmeye çalışmak, rotayı uzun tutmak

En büyük hayal kırıklığı: Macahel'e gidememek

En güzel yemek: Aygün otelde yediğimiz akşam yemeğinin hem lezzeti güzeldi hem de kemençeli programı.

En kötü yemek: İspirde yediğimiz kuru fasülye

En güzel mıhlama: Ayder de yediğimiz mıhlamanın üstüne tanımam

En güzel yer: Kavrun yaylası

En güzel sütlaç: hamsiköy

En güzel köfte: akçaabat Nihat usta

En güzel balık: Ordu Belde otel, karadeniz mezgiti

En güzel rakı: hepsi güzeldi yahu  Gülümse

En güzel motor: tabi ki benim motorum   Büyük gülümse  (herkesin motoru kendine güzel)  Gülümse